Bu şarkı gibi tüylerimi diken diken eden başka bir video yok…
Yarım bıraktığımız filmler gibi olan aşklarımız vardı bizim.
Ufacık bir kahve telvesinden koca bir hayat yazabileceğimiz aşklar.
Yaşayamadığımız aşklar…
Korkulu bir pazar gününü ele geçiren pişmanlıklar.
İçinde bocalayıp durduğum çamurun adı ‘umut’ !
Umutsuzluğumun sebebi ‘umut’ !
Gülmek için güneşi bekleyemem…
Ezgi Aksoy
sadece aksak bir melodi olabilir bu hüzün.
çınlayan kulaklarını ellerinle kapatma.
çehren yastığa bulaştırmasın ihtilalini.
yüzüm…yüzüm, darağacında.
geçmişe bulaşan bir is kokusu bu, geçmişe bulaşan lale hırçınlığı…
sükunetimi ellerinle kapatma!Ezgi Aksoy
Zaman bükülen bir eşya gibi izini bırakıyor anlarda, aldım yanıma.
Oysa rüzgârın onu yalayıp geçmesine bile katlanamadan,
Ezildi ezildi ve aynı rüzgârla küllerini savurdu dünyaya/sonrası yoktu.
Zehri kendine bile zararlı bir baldıran olmaktan öteye gidemeyecek olmamamın birinci kanıtıydı bu.
Mayıstı, savruk bir ağaç gölgesine yerleştim.
Güneşe boyun eğişimdi bu, karanlığa hayranlığım.
Bazen birileri gelir tam yanıbaşımda sevişirdi, ses etmezdim.
Çok çabuk devirdim insanın içini yakan o yaz aylarını.
Eylüldü, kopardılar beni/ötesini bilmem…
Başka açtım sonra gözlerimi,
Kaç ay kovalamıştı gezegeni?
Suyun içinde miydim, yoksa başka bir âlemde mi hiç sorgulamadım,
Karanlıktı, belki dışardaydım ama karanlıktı.
Huzur bulmuştum istemsiz bir biçimde,
-oysa biçimsizdim seziyordum-
Ezgi Aksoy
Mavi bekle demek, bekledin demek, bekleyeceksin demek…
Tırnaklarımdaki hırpalanmış rengin de mavi olmasına içerliyorum şimdi.
Yalnızlığım, içinde olduğum tren gibi ivme kazandı son günlerde.
Sen bilmezsin ama çoğu kez evimin bir istasyonun veya havaalanının tam ortasında olmasını isterdim.
Şeffaf bir çadır kurmak isterdim,
İçerisinde candan erçetin dinleyecektim…
‘Bir haykırsam belki duyulur sesim’ diyordu.
Haykırsak duyulur mu sesimiz?
Keşke ete kemiğe bürünebilen bir yalnızlığım olsaydı benden hariç.
Konuşabilseydim…
Yediğim çikolatanın paketini cebime koydum az önce, seni düşünmeden hemen önce…
Yaz gelince annem mis gibi kokması için montumun ceplerini karıştıracak ve bulduğu her şeyi çöpe atacak.
-fişler, yapraklar, mendiller, sakız kapları ve…-
Kırmızı çikolata paketi/ en sevdiğimden…
Kırmızı aşk demek.Ama annem renkli veya beyaz diye ayırmayacak.
Çünkü siyahlar daima siyahlarla yıkanır.
Sonra kendiliğinden ve olağan bir biçimde çamaşır makinesini çalıştıracak/
Elveda sigara kokuları, saç tellerim, toprak izlerim…
‘Yalnızlıkla belki de başa çıkabilirim’ diyordu yine aynı ses.
Yaınızlıkla başa çıkabilir miyiz?
Ezgi Aksoy
.dörtyıldabir
Geldi.. iç kitabını aldı ve gitti
Onunla birlikte içimdeki her şey de gitmiş midir ? Ezgi Aksoy
*bençokaşıkolurum
Uzun süredir bu soğuklukta kıvranıyorsun Joel.
Beyninin zerrecikleri ihanet ediyor sana.
Ki bunca zaman alışmalıydın, seni uyarmıştım
Onca yol gelip, kapıyı açacak birini bulamamak/ kafana dayanmış bir silahtan daha fazla yolun sonuna geldiğini hatırlatıyor demiştin.
Ama seni her mektupta uyarmıştım Joel!
Yoksa uyarmamış mıydım?
‘Her gün yürüyüşe çıkar, defterime iliştirilecek yaprağı ararım’ diye yazmıştım bir keresinde.
Sen o aralığa denk gelmişsin Joel! Hayatımı aradığım aralığa…
Ayağını sıkıştırma sakın/ gitmek için ihtiyacın olacak…
Yapraklarımı da alabilirsin, nasılsa çoğu kez kurudukları zamana denk gelmiştim… Ezgi Aksoy



